BİLİM VE TEKNOLOJİ

MİLLİ EKONOMİ MODELİ-5 Devre Dışı Bırakılan Gerçekler

“Batı devletleri 20. yüzyılın ikinci yarısında iktisat biliminde teoride kendisine zıt anlayışları devre dışı bırakmıştır. Batı böylece kontrolü altındaki ülkelerin iktisat politikasını oluşturan ve ülke gençlerinin üniversite kitaplarında okutulan liberal anlayışı tartışılmaz kural haline getirmiştir.”

Prof. Dr. Victor Volkonsky / RUSYA BİLİMLER AKADEMİSİ

İktisat biliminde; tartışılmaz tekel haline getirilen, doğru bilinen -kabul edilmesi istenen- birçok yanlış sayılabilir. Bu tekelleri direkt kabul etmek yerine sorgulamak ve bu düşünsel süreçte şu soruyu sormak gerekir:

“Bunu tartışılmaz doğru kabul etmek kimin menfaatinedir?”

Serinin bu yazısında bu soruyla birlikte aslında iktisatta kural kabul edilen dayatmaların belki de en önemli olanını; “sınırsız ihtiyaç-sınırlı kaynak” tekelini inceleyeceğim.

SINIRSIZ İHTİYAÇ YANILGISI

İnsan ihtiyaçlarını sınırsız kabul eden ekonomistler arz yanlısı modeller geliştirerek üretime odaklanmışlardır. Bu kabul doğru olsaydı sınırsız ihtiyaçların tüketimde her zaman fazlalık oluşturması gerekirdi. Ancak günümüzde ürettiği mal ve hizmeti tüketemediği için stokları her geçen artan bir kapitalist anlayış görüyoruz. Var olan üretim hacmini bile karşılayacak tüketimin bulunmaması bugün kapitalist modellerin tıkandığı en önemli noktalardan biridir. Milli Ekonomi Modeli ise tüketim yanlısı tek modeldir. Kapitalizm ile çıkmaza sürüklenen iktisat bilimi bu çıkmazdan modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın tüketim eksenli analiz tezi ile kurtulmuştur.

Çünkü Milli Ekonomi Modeli: “Sınırsız olan ihtiyaçlar değil, ihtiraslardır. İnsanın doymayan tarafı karnı değil gözüdür” diyerek iktisat bilimine doğru bakış açısını kazandırmıştır.

KAYNAKLAR GERÇEKTEN SINIRLI MI?

Gelelim en büyük yanılgıya. Bu soruyu cevaplamaya bir örnekle başlamak istiyorum. PAI adlı kuruluşun yapmış olduğu bir araştırmaya göre 2000’li yıllarda 505 milyon kişinin su sıkıntısı çektiği ve bu sayının 2025’te yaklaşık 2,4 milyar kişiye çıkacağı söyleniyor.

Kapitalist anlayış ve bu anlayışla büyütülen bizler bu araştırmadan “kaynakların kıt oluşu” sonucunu çıkarırız. Ancak ayrıntıya indiğinizde Gambiya’da kişi başı 4,5 litre olan günlük harcanan su miktarının ABD’de 500 litreye çıktığını görürüz. Ve anlarız ki günümüzde yaşanan kıtlığın sebebi kaynakların yetersiz oluşu değil adil olmayan paylaşımıdır.

Bir diğer örnek ise dünyada en fakir ülkelerden olan Sierra Leone. Peki bu ülkenin elmas madenleri bakımından en zengin ülke olduğunu söylesem? Sömürü altında olan bu ülkenin insanları ise yıllık 417 dolar gelirle yaşamak zorunda… Demek ki asıl problem kaynaksızlık değil mevcut kaynaklardan faydalanamıyor olmaktır.

Gelelim kaynakların nasıl sınırsız olduğunun izahına;

Tükenmeye başladığı söylenen bir kaynağın yerini bilgi ve teknolojide sağlanan gelişmeler sayesinde başka bir kaynak almaktadır. Örneğin yıllardır petrol için savaşan insanlık artık elektrikli araçlar kullanmaya başladı. 2050 yılında araçların %90’ının elektrikli olacağı öngörülüyor.

Aynı şekilde Avustralya’da bir şirket (Wave Swell Energy) okyanus dalgaları üzerinden enerji sağlamak için yeni bir cihaz geliştirdi. Adaya yerleştirilen cihaz dalga gücünden elektrik üretecek.

Bu örneklere baktığımızda aslında öyle bir dönemdeyiz ki atıkları bile enerjiye çevirebilmekteyiz. Kirli suları damıtıp tekrar kullanabilmekteyiz. Bu aslında Lavoisier’ın hiçbir maddenin kaybolmadığı sadece şekil değiştirdiği teorisinin bir yansımasıdır.

İSTİFADE ETMEK BİZİM ELİMİZDE

Kısacası Dünya hem sınırsız hem de sürekli yenilenen kaynaklara sahiptir. Bu kaynakları kullanmak, yok edip etmemek bizim elimizde. Milli Ekonomi Modeline göre bireyler kendi ihtiyaçlarından çok daha fazla bir değer oluşturma kabiliyetindedir. Ancak var olan ekonomi modelleri insan kabiliyetini devreye koymak yerine onları devre dışı bıraktığı için sınırsız kaynaklara rağmen insanlığın büyük bir kısmı yokluk içindedir.

Bugün geliştirilecek ekonomi politikalarının gayesi ekosistemi bozmadan sınırsız olan kaynaklardan gerektiği kadar faydalanabilmek üzerine olmalıdır. Ellerini kana bulamış kapitalist anlayışın uyguladığının aksine asıl kontrol altına alınması gereken insan nüfusu değil; kaynaklara dünyadaki dengeleri bozacak şekilde zarar verenler ve onları kendi kontrolünde stoklayanlardır. İşte başta sorduğumuz sorunun cevabı tam da buradadır. İktisat bilimine dayatılan bu dogmalar bu anlayışa hizmet edenlerin menfaatinedir. Ancak Prof. Dr. Haydar Baş yazmış olduğu Milli Ekonomi Modelinde kaynaklardan maksimum istifade etmenin yollarını bizlere sunmuş ve dünyanın birçok ülkesinde uygulanan bu model Uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde iktisat profesörleri tarafından ayakta alkışlanmıştır.

Başta ülke geleceğinin mimarı olan biz gençlerin bu anlayışı sorgulaması ve kaynaklarımıza sahip çıkması gerekmektedir. Ulu Önder Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık için şart gördüğü ekonomik bağımsızlığı Milli Ekonomi Modelinin bize sunduğu şifrelere kulak vererek hep birlikte ulaşmak ve iktisatta dayatılan kuralları Milli Ekonomi Modeli ile yıktığımız nice yazılarda buluşmak üzere!

Milli Ekonomi Modeli Youtube kanalından bilgilendirici mini videolara göz atabilir ve kaynaklarla ilgili hazırlanmış olan videoya buradan ulaşabilirsiniz.

KAYNAKÇA

Baş, H. (2018). Milli Ekonomi Modeli, Sosyal Devlet Milli Devlet. İstanbul: icmal yayıncılık.

Daha Fazla Göster

Fatma Rabia Eyercioğlu

Ben Fatma Rabia, İstanbul Tıp Fakültesi 2.sınıf öğrencisiyim. Ekonomiye ilgi duyuyor ve sadece soru sormakla kalmayıp cevabını da araştırıyorum. Oluşturmuş olduğum yazı serisinde bu cevapları birlikte bulacağız.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu