BİLİM VE TEKNOLOJİELEŞTİRİ & FELSEFETIPTA GÜNCELLER
Trend

TIPTA GİRİŞİMCİLİK

‘’En azından üç dil bileceksin,

En azından üç dil.

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya,

Ne şu ne busun,

Oğlum Mernus;

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.’’

BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU

Aslına bakıldığında girişimcilik o kadar geniş bir yelpazede boy göstermektedir ki; yaptığınız iş, yaşadığınız yer, almış olduğunuz eğitim vb. faktörlerin tamamı göz önüne alındığında ortak bir şablon oluşturmanız neredeyse imkansızdır. Bu konuda samimi bir üslupla ortaya konabilecek belki de tek olgu; girişimci bir ruhla, memur kafasının taban tabana zıt olduğudur.

Türkiye’de henüz pek bilinmemesine rağmen sınırlı sayıda tıp girişimi ortaya çıkmış olsa da dünyada on yıllardır çok büyük tıbbi girişimler hayata geçirilmektedir.

En temelde böyle bir konuyu gündeme getirdiğimizde karşılaşabileceğimiz belki de ilk soru: ‘’Tıpta mega sağlık kuruluşlarının yapamayıp da bizlerin yapabileceği ne var?’’ şeklindeki sitemvari bir geçiştirmedir.

Girişimcilik; bilimin de doğasında olduğu gibi, özünde değer yaratmayı ve bu değer ile değişimin bazen kilitli, bazense aralık kapılarını sonuna kadar açmayı amaçlar.

Girişimcilik; disiplin, çok çalışma, yenilikçilik, güncellenebilirlik ve özgür ruhun olduğu bir besiyerinde bireylere yalnızca milyonlar ve milyarlardan ibaret sıfırların yanı sıra hayal bile edilemeyecek kazanımları bir mıknatıs gibi çeker. Bu besiyerinin saydığım özellikleri bana sanki bir sektörü oldukça hatırlatıyor. 😊

Evet, tıp ve sağlık sektörü, sahip olduğu bu yönleriyle aslında yeryüzündeki en çarpıcı sektörlerin belki de zirvesinde. Buna karşılık duruma Türkiye özelinde baktığımızda (yine her alanda olduğu gibi) neden geride kaldığımız da sanırım bizleri şaşırtmamalı.

Kısaca bazı istatistiklerle devam ederek konumuza giriş yapalım: Yalnızca ABD’nin Massachussets eyaletindeki doktorlar tarafından, yine yalnızca 2017 yılında toplamda 9501 şirket kuruldu. Bunların çoğunluğunu hasta bakımı merkezleri ve özel klinikler oluştursa da içerisinde çok sayıda görüntüleme merkezi, MR cihazlarını da içeren kiralama şirketleri, tıbbi cihaz şirketleri gibi yüzlerce girişim ve start-up da vardı.[i] Bu rakamları ilk duyduğumda açıkçası beynimden vurulmuşa dönmüştüm zira aslında bireysel ve kurumsal olmak üzere tıp sektöründe ortaya konabilecek, bunun da ötesinde kâr getirebilecek ne de çok girişim olduğunu fark etmiştim. Yine buna paralel olarak konuya oransal yaklaştığımızda ise aynı araştırmada toplam hekimlerin %33’ünün en az 1 tane işletme kurması gözlerimizden kaçmamalı.[ii]

Hekim Girişimciliğinin Tıp Fakültesi Mezuniyetinden Bu Yana Yıllara Göre Dağılımı (orjinali için tıklayınız.)

ABD’nin en iyi 10 tıp fakültesinin mezunları çoğunlukla biyoteknolojik tıbbi girişimlere yönelse de uzmanlıklar açısından baktığımızda dahiliye, oftalmoloji ve halk sağlığı/ sağlık yönetimi gibi alanlardaki hekimler girişimciliğe oldukça açık.[iii] Bununla birlikte yalnızca ABD özelinde değil, uluslararası diplomalarla mezun olmuş hekimlerde de girişimler bir hayli yüksek. Özetle, tüm bu veriler ışığında hekimlerin girişimcilik konusunda da ne kadar yetkin ve atılgan olduğunu söyleyebiliriz.

DÜNYADA TIP GİRİŞİMLERİ

Bizleri cesaretlendirecek ve umutlandıracak bu istatistiklerden sonra kısaca şimdiye değin yükselişe geçmiş ve başarıya ulaşmış bazı tıp start-uplarını, isimleriyle ve yöneldikleri uzmanlıklarla örnek verirsek ufuk açıcı fikirler edinebileceğimiz kanaatindeyim. Başlıkların üzerine tıklayarak şirketlerin internet sitelerine ulaşıp detaylı bilgi edinebilirsiniz.

GRAİL

2015 yılında San Francisco’da kurulan start-up, Amazon ve Tencent Holding başta olmak üzere pek çok devden yatırım alarak yükselmiş bir sağlık girişimi. Özellikle asemptomatik ilerleyen ve gelişen kanser hastalıkları için erken tarama testleri geliştirip satıyor. Grail’i farklı kılan, bu tarama testlerini komplike ve bir arada işleyebilecek bir teknoloji geliştirmiş olması.

23ANDME

Kişiselleştirilmiş tıbbın açmış olduğu yeni fırsatlardan ilhamla 2006 yılında kurulan 23andme, müşterilerinden yalnızca tükürük örneği alarak DNA’larının nereden geldiğini ve aile öyküsünü ortaya çıkarıyor. Bu şekilde bir aile ağacı haritası oluşturup müşterilerin sağlık durumunu ve yatkın oldukları hastalıkları raporlayıp sunuyor. 23andme, bu hizmetiyle dünya genelinde kayıtlı ve incelenmiş beş milyondan fazla müşteriye sahip.

GUARDANT HEALTH

2012 yılında kurulmuş Kaliforniya merkezli biyoteknoloji ve onkoloji şirketi Guardant Health, Grail’e benzer şekilde kanseri yeryüzünden silmeyi gaye edinmiş bir girişim harikası. Guardant Health’ın özgün metodolojisi, yalnızca kan örneği gerektiren testlerle genomik analizler oluşturmak. Tümör dokularına fiziksel erişim gerektiren geleneksel doku biyopsilerinin özellikle bazı hastalar için ciddi riskler taşıdığını iddia eden GH, kişiselleştirilmiş tıbbı da olmazsa olmazı haline getirmiş.

PELOTON

Yine 2012 yılında ufak bir ekibin start-upı olarak kurulmuş ve daha sonrasında finansman kampanyalarıyla şirkete dönüşmüş olan Peloton bugün üç milyar dolara yakın bir özsermayeye sahip. Antrenman derslerine gitmeyi yorucu ve zahmetli bulan şirket butik fitness anlayışını evlere kadar dahil ederek daha ulaşılabilir ve daha zorlu egzersizler geliştirmeyi amaçlayan takımlar ve aksesuarlar üzerinde çalışıyor.

AURİS

2007 yılında yine bir start-up olarak sağlık hizmeti, robotik ve dijital tıp üzerine yoğunlaşarak yükselen Auris, 2019 yılında Johnson & Johnson tarafından 3,4 milyar dolara satın alınmış. Auris Health’ın yaratıcı fikri; hasta bakım hizmetlerini teknolojiyle harmanlamakla kalmamış, aynı zamanda erken teşhis ve tıbbi müdahale alanlarına da sirayet etmiş. Tüm bunları; robotik teknolojisi, mikro-enstrümantasyon, endoskop tasarımı ve veri bilimini birbirine entegre ederek hayata geçiriyor.

YIDU CLOUD

Yidu Cloud, “2019’un Geleceğin En İyi 100 Teknolojisi Kuruluşu” listesinde 14. sırada.

Sağlık kayıtlarının günden güne BigData haline geldiği ve çorba olduğu bir dönemde Türkiye’deki e-nabız’ın çok daha gelişmiş bir formu olarak 2014 yılında Çin’de kurulmuş Pekin merkezli milyar dolarlık bir şirket olan Yidu Cloud’tan daha önce Dijital Tıbbın Şafağı’nda adlı çeviri yazımda bahsetmiştim. Yidu Cloud, benim en başarılı bulduğum dijital tıp şirketi.

Şirket; özellikle hastaneler, ilaç, biyoteknoloji ve tıbbi cihaz şirketleri, araştırma kuruluşları, sigorta şirketleri, doktorlar ve hastalar için kişiselleştirilmiş ve ulaşılabilir sağlık datası üzerine çalışıyor. Etkili sağlık düzenlemeleri ve klinik araştırmalar sağlamak maksadıyla yapay zeka merkezli gerçek dünya sağlık simülasyonları inşa eden Yidu Cloud, tüm bu modellemeleri; etkili hastane yönetimleri, iyileştirilmiş yaşam bilimleri, Ar-Ge ve daha iyi bir sağlık ekosistemi için entegre etmeye çalışıyor.

Tüm bu girişimler; daha onlarca ve yüzlercesi, bizlere yani tıp öğrencilerine henüz öğrenciyken veyahut da çalışırken içine atılabileceğimiz girişimcilik dünyası için ilham olmalı.

TÜRKİYE’DE TIP GİRİŞİMLERİ

Tıp ve sağlık sektöründeki girişimcilik dünyada her ne kadar depara kalkmış olsa da Türkiye’de de hiç olmadığını söylemek haksızlık olur. Bu alanda, dürüstçe ifade etmeliyim ki pek bir örnek yakalayamadım ancak bu alandaki en iyi girişimlerden olan Wellpoint Sağlık Grubu’ndan bahsetmeden geçmeyelim.

WELLPOINT

Wellpoint Sağlık Grubu

Henüz tıp öğrencisiyken iş dünyasına ve girişimciliğe atılan Dr. Özgür Turgay Wellpoint’in kurucu CEO’su. Ambulans doktoru olarak Medline ve Acıbadem’de geçen kariyerinin akabinde bir ‘’iç girişimci’’ olarak ambulans hizmetleri, evde bakım hizmetleri, sağlık koçluğu ve genetik test gibi alanlarda çalışmalara yönelmiş. Bünyesinde 5 şirketi barındıran Wellpoint Holding, 68 ile yayılmakla kalmayarak global ölçekli açılımlar gerçekleştiriyor. Pfizer, Samsung, Turkcell, TUBİTAK, Unilever ve onlarca büyük şirketin yatırımlarını da bünyesinde bulunduruyor. Açıkçası benim çok gururlandığım ve ümitle dolduğum bir proje. Yolları açık olsun. Özgür Turgay’ın Capital’e verdiği demece buradan ulaşabilirsiniz.

TEMEL SORUN: OTOKRASİ

Bizi tutan ne? Bunca fırsat ve imkân varken biz tıp öğrencilerini ve hekimleri tıp girişimcisi olmaktan alıkoyan en temelde ataletten ziyade otokrasi. Yazımın başında kendime oldukça güvenerek fanatik bir tespitte bulunmuştum: Memur kafası ve girişimci ruh aynı bedende bulunamaz.

Daha önceleri bana aynı şekilde Gütfblog’u açtıran bu düşünceyi, Gütfsözlük ve Gütfblog’u neden inşa ettik? adlı yazımda da açıklamıştım. Şimdi ise konuya daha liberal ve özgürlükçü yaklaşmak istiyorum. Türkiye’de halihazırda yaklaşık 40.000 tıp öğrencisi var ve bunların yurt dışına gitmek ve orada çalışmak isteyenler dışında kalan çok büyük bir kısmı, tıbbı TUS’tan aldıkları puanla atanacakları yerlerden ibaret görüyor ne yazık ki. TUS elbette tıp eğitimi ve uzmanlığı için oldukça elzem bir eşik ancak pek çoğumuz, var olan enerji ve azmini TUS’tan sonra kaybedip memur zihniyetiyle yaşamaya başlıyor. Bana kalırsa mecbur kalındığı için değil, garantici olunduğu için. Toplamda 10 yılı bulan bu yıpratıcı sürecin sonunda hekim, kendini rahat ve sürekli gündemi takip etmekten uzak bir konumda görmek istiyor. Benim altını ısrarla çizmek istediğim nokta, geleneksel Türk sağlık sisteminin dünya sıralamasında iyi bir yerde bulunması değil, bu ‘’geleneksel’’ sistemin yıkılmaya mahkûm olması.

Tıp dünyasında gün geçmiyor ki yeni bir buluş ya da teknikle karşı karşıya kalmayalım. Bu tıbbi ilerlemelerin yanı sıra bir de sektörün yavaş yavaş devlet kontrolünden çıkması (çıkması gerekmesi), dijital ve yazılımsal gelişmelerin sisteme dahil olması ve yeni ihtiyaçların ortaya çıkması bizleri, önümüzdeki çeyrek yüzyılda bambaşka hastane ve hekimlik modellerinin içine çekecek.

Buna ek olarak günümüzde trendlere girmiş bir sözcük var ki Türkçe’ye ‘’kurum içi girişimcilik’’ olarak tercüme edebiliriz. Bu terim birtakım yanlış anlaşılmaları önlemek açısından önemli çünkü bizlere, pratisyen veya uzman hekimler olarak, mevcut işimizi bırakmadan da neler yapabileceğimize işaret ediyor. Mevcut işinden istifa ederek işsiz ve bir başına bir şeyler denemektense (bu, çok nadiren hedefini bulan bir yol zira) organizasyon içinde de büyük miktarda yenilik ve gelişmenin olabileceğini, bunların hayata geçirilebileceğini gösterir.[iv] Dr. Özgür Turgay’ın serüveni buna en uygun örnek. Bu sebeple, girişimciliğin işsiz, başıboş ve başka seçeneği kalmamışlara ait olduğunu iddia eden düşünceyi yanlışlamamız gerekir.

Özgür Turgay

Tüm bu korumacı seçeneğin karşısında ömürlük risklerin alındığı girişimler de şahsım nazarında Türkiye’de de hayata geçirilmeli ki gençlere örnek ve ön ayak olsun. ABD’li medikal devi Cook Inc., bu alanda sağlık sektörünün Apple’ı konumunda diyebiliriz. Kurucu Bill Cook 1963 yılında, evindeki kullanılmayan odasını daha yenilikçi kateter ve iğneleri geliştirmek için bir atölye olarak kullandı. Bu girişimciliği, onu ve şirketini multimilyarder haline getirdi.[v]

Cook Inc.’nin ilk zamanları ve Bill Cook

Bilgisayar sektörünün devlerinden biri olan Intel’in kurucularından ve eski CEO’larından Andrew Grove, benim ifade etmeye için için yandığım bir durumu çok güzel özetliyor:

‘’Yapılabilecek ne varsa eninde sonunda yapılacaktır. Görevliler tarafından değilse bile ortaya çıkan yeni oyuncular tarafından. Halihazırdaki bir sektörde değilse bile, yeni doğan bir sektör tarafından. Teknolojik değişim ve etkileri kaçınılmazdır. Onları durdurmak bir seçenek değil.’’

Evet onları durdurmak bir yana, en sonunda bu teknolojileri kullanmak durumunda kalacağız. O gün gelmeden bulmak zorunda olduğumuz yanıt; bu teknolojileri satın alıp almayacağımız mı yoksa onları üretecek olup olmayacağımız mı, sorusunun yanıtı olacaktır.

Bugün bulunduğumuz noktada yani harekete geçmeden önce aklımızda bulundurmamız gereken bir husus da tıp girişimciliğinin daima bir yenilik bandında gerçekleşmesi. Bu bandın bir ucunda; daha iyi performans, arttırılmış güvenlik (sağlık kayıtlarının mahremiyeti örneğin), maliyetin düşürülmesi ve hekim başına düşen hasta oranının azaltılması yoluyla daha ‘’geleneksel’’ bir tür girişimciliği konu edinen ‘’better mousetrap’’ trendi yer alırken, diğer uçta ise; yeni ve dramatik sayılan çok devrimci bir teknoloji yer alıyor. Bu teknoloji, öyle ki tüm endüstriyel sektörün sınırlarını zorlamakla kalmayacak ve en nihayetinde yok edecek.[vi] Atıfta bulunduğum makalede yer alan örnek burada da durumu ortaya koymak için yeterli. BT tarayıcısının tanıtılıp da sektöre dahil olmasıyla daha önceleri kullanılagelen pnömoensefalografi tarihin tozlu raflarına kalktı. Benim bu yazıyı yazmama sebep olan endişem, böyle bir teknolojinin mühendislerin değil, hekimlerin başını çektiği projelerle ve start-uplarla hem daha ‘’sağlıklı’’ hem de daha hakkaniyetli olacağını vurgulayıp aksini önleme çabası.

Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne adlı eleştirel yapıtında der ki:

‘’Eğer bir tapınak kurulacaksa, bir tapınak yıkılmalıdır. Yasadır bu!’’

Günümüzün hastaneleri tıpkı bu metaforda olduğu gibi, daha yeni ve iyilerini inşa etmek üzere yıkılmalı, yıkılmak zorunda. Bunu, Batı’nın veya Asya’nın modern teknolojileri gerçekleştirmeden evvel bizler; kaybetmekten korkmayan ve risk alan, jenerasyonumuza yakışır yepyeni bir girişimci ruhla yapmak zaruriyetindeyiz. Ancak bunu gerçekleştirdikten sonra belki, ‘’Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.’’ İltifatına olan mazhariyetimizi muhafaza edebiliriz.

SEÇENEKLERİMİZ NELER?

Toplumumuz ve insanımız, yapısı gereği daha önceleri denenip de başarıya ulaşmış işlere atılmayı ne yazık ki maharet sayıyor. Çünkü olaya garantör yaklaşmak doğamızda var. Oysa sağlık sektörü ülkemiz için hala balta girmemiş; risk almayı ve yaratıcılığı gerektiren bir girişim bölgesi.

Henüz öğrenciyken veya hekim olduktan sonra aslında tüm bu girişimlere atılabilmek için oldukça seçeneğimiz var. Türkiye, pek çok yerli ve yabancı yatırımcının kol gezdiği bir ülke ve gerek üniversiteler gerekse bu üniversitelerin teknokentleri ve kuluçka merkezleri yeni fikirlere açık bir sürü danışman ve potansiyel ‘’ortak’’la dolu.

Baykar Savunma teknik müdürü, T3 vakfı mütevelli heyeti başkanı ve TEKNOFEST yönetim kurulu başkanı Selçuk Bayraktar

Onlarca girişimlerinden sonra sağlık girişimlerine ilham ve ön ayak olması maksadıyla bu noktada Teknofest’i örnek vermek ve takdir etmek istiyorum. Türkiye Teknoloji Takımı olarak da bilinen T3 vakfı ile müşterek Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen ve Selçuk Bayraktar’ın mimarı olduğu Teknofest, dünyada bu alandaki en gelişmiş ve kapsamlı etkinliklerden biri. En son yayımlanmış yarışma broşürüne buradan ulaşabilirsiniz.

Teknofest bu yıl, sağlık alanında yapay zeka kullanımına dikkat çekmek ve teşvik etmek amacıyla yeni bir yarışma kategorisi ekledi. Bu yarışmada katılımcılardan istenen proje, yarışmacılara verilen BT görüntülerinden ilk aşamada bunun normal bir beyin BT’si mi yoksa inme bulguları taşıyan bir görüntü mü olduğunu; ikinci aşamada ise inme bulguları taşıyan görüntülerin iskemik tip (tıkayıcı) bir inme mi yoksa hemorajik tip (kanayıcı) bir inme mi olduğunu saptayabilen bir yapay zeka algoritması geliştirmek ve sunmak.

Başvuru süresi şu an geçmiş olan Sağlıkta Yapay Zeka yarışması, 21-26 Eylül 2021 tarihlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilecek.

Teknofest ve benzeri yarışma, proje ve etkinlikler ne yazık ki tıp fakültelerinde pek öne çıkarılmıyor ya da görmezden geliniyor. Ancak takdir edilecektir ki sağlığın ve tıbbın merkeze konduğu bu gibi projeler tıp öğrencileri ve hekimler olmadan yetersiz ve mantıksız olacaktır. Bu sebeple bizler bunları sürekli takip etmeli, katılmaya çalışmalı, farklı fakülte ve bölümlerle ortaklık kurmayı öğrenmeli ve kendi çevrelerimizde sürekli gündemde tutmalıyız. Tıbbın geleceği hekimler olmaksızın salt mühendisler ve iş dünyasınca şekillendirilemez ve inşa edilemez.

Yeterince araştırıldığında ve takip edildiğinde önümüzdeki seçenek ve imkanların ne denli fazla olduğunu görebilmeliyiz. Daha da önemli olansa, hiçbir imkan olmasa bile tüm başarının su götürmez önkoşulunun takım olabilmek ve ilham alabilmek olduğunu hatırımızdan çıkarmamamız.

Aziz Sancar bizlere, bilimin geliştirilmesi konusundaki çıtayı yepyeni bir seviyeye yükselterek örnek oldu. Uğur Şahin ve Özlem Türeci ise, Biontech’i kurup bir sektör devi haline getirerek üretmiş olduğumuz bu bilimi; başka kurum, ülke ve şirketlere kaptırmadan kendi başımıza da kullanabileceğimizi ve ortaya konan faydada, pastanın büyük dilimini hak edebileceğimizi gösterdi. Onların vizyonu bizlere, dünyanın ve tıbbın büyük bir dönüşüm geçirdiği böyle bir yüzyılda pusula olmalı.

Uğur Şahin’in kişisel serveti 5 milyar dolardan fazla bir değerde ve yaşayan en zengin Türk

Uzmanlığımızı yapıp, bir kuruma tabir-i caizse ‘’kapak atıp’’ kenara çekilemeyiz. Risk almaktan korkamayız. Tıpta ve sektörde; henüz başarılacak, başarılamayacak ve kat’edilecek daha çok yolumuz var. Bu şekilde tırmanacağımız ve bayrak dikeceğimiz zirvelerde arkamızdan gelenlere ışık tutmak dileğiyle…


[i] Greenblatt WH. Proportion, Type, and Characteristics of Physician Entrepreneurship in Massachusetts. JAMA Netw Open. 2021 Jan 4;4(1):e2026938. doi: 10.1001/jamanetworkopen.2020.26938. PMID: 33404616; PMCID: PMC7788471.

[ii] Bknz. i

[iii] Bknz. i

[iv] Lexa FJ, Lexa FJ. Physician-entrepreneurship: a user’s manual, part 1: critical questions for early-stage medical ventures. J Am Coll Radiol. 2005 Jul;2(7):607-12. doi: 10.1016/j.jacr.2004.12.002. PMID: 17411886.

[v] Bknz. iv

[vi] Lexa FJ. Medical entrepreneurism: the current opportunity in America. J Am Coll Radiol. 2004 Oct;1(10):762-8. doi: 10.1016/j.jacr.2004.05.011. PMID: 17411697.

Daha Fazla Göster

Said Sönmez

Düşünüyorum, o halde gerçekten var mıyım?

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. ”Yapılabilecek ne varsa eninde sonunda yapılacaktır. Görevliler tarafından değilse bile ortaya çıkan yeni oyuncular tarafından.”
    Elimizden geleni yapma ümidiyle…
    Söylenen sözlerden gereken cevapları bulmak için okumak ve yazmak gerek. Eline sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu